Alanya anlaşmalı boşanma süreci, tarafların uzlaşmasıyla en hızlı sonuçlanan hukuki yoldur. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve ortak hayatın sürdürülemez hale gelmesi, eşler için psikolojik ve hukuki açıdan oldukça yıpratıcı bir süreçtir. Ancak taraflar, ayrılık kararı ve boşanmanın hukuki sonuçları üzerinde tam bir mutabakata varmışlarsa, bu süreci uzun yıllar süren çekişmeli yargılamalara girmeden, medeni bir şekilde sonlandırmak mümkündür.
- Anlaşmalı Boşanma Nedir ve Hukuki Dayanağı Nasıldır?
- 1. Evlilik Birliğinin En Az 1 Yıl Sürmüş Olması
- 2. Eşlerin Birlikte Başvurması veya Davayı Kabul Etmesi
- 3. Hakimin Tarafları Bizzat Dinlemesi
- 4. Boşanma Protokolünün Hakim Tarafından Onaylanması
- Alanya anlaşmalı boşanma davası ne kadar sürer?
- Alanya boşanma avukatı ücretleri nasıl belirlenir?
- Ücretler davanın kapsamına ve Baro asgari ücret tarifesine göre değişir.
- Geçerli bir boşanma protokolü nasıl hazırlanmalıdır?
- Avukat yardımı olmadan anlaşmalı boşanma yapılabilir mi?
- Boşanma protokolünde mal paylaşımı yazılmazsa ne olur?
- Müşterek çocukların velayeti hangi kriterlere göre verilir?
- Boşanma davası e-Devlet üzerinden nasıl takip edilir?
- Velayeti almayan taraf çocukla nasıl kişisel ilişki kurar?
- Boşanma protokolünde nafaka artış oranı nasıl belirlenir?
- Terk Sebebiyle Açılan Davada Anlaşmalı Boşanma Kararı Verilemeyeceği
İşte bu noktada, Alanya’da en hızlı boşanma yolu olan anlaşmalı boşanma kurumu devreye girmektedir. Bu kapsamlı rehberde, alanında uzman bir Alanya anlaşmalı boşanma avukatı bakış açısıyla, sürecin hukuki temellerini, Yargıtay içtihatları ışığında protokol hazırlama tekniklerini ve 2026 yılı güncel mahkeme uygulamalarını en ince ayrıntısına kadar inceliyoruz.
Anlaşmalı Boşanma Nedir ve Hukuki Dayanağı Nasıldır?
Alanya anlaşmalı boşanma, davasını anlattığımız bu makalemizde belirtmemiz gereken diğer bir husus ise; eşlerin evlilik birliğini sonlandırma ve boşanmanın fer’i (ek) sonuçları hakkında tamamen uzlaşarak mahkemeye başvurdukları dava türü olduğudur. Bu kurumun temel yasal dayanağı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun(TMK) 166. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenmiştir.
Kanun koyucu, bu düzenleme ile eşlerin irade beyanlarına hukuki bir üstünlük tanımıştır. Çekişmeli boşanma davalarında hakim, tarafların kusur oranlarını ve iddialarını derinlemesine araştırmakla yükümlüyken; anlaşmalı boşanma davasında taraflar anlaştığını beyan ettiğinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kanunen kabul edilmiş sayılır.
Ancak bu durum, hakimin pasif bir onay makamı olduğu anlamına gelmez. Yargıtay kararlarında da istikrarla vurgulandığı üzere, hakimin bu anlaşmayı tarafların ve kamu düzeninin menfaatlerine uygun bulması şarttır.
Tek Celsede Boşanma Şartları Nelerdir?
Bir boşanma davasının “anlaşmalı” usulde görülebilmesi ve tek duruşmada karara bağlanabilmesi için TMK m. 166/3’te emredici olarak sayılan dört şartın eksiksiz bir biçimde bir arada bulunması zorunludur. Bu şartlardan birinin dahi eksikliği, davanın reddine veya usulden çekişmeli boşanmaya dönüşmesine yol açar.
1. Evlilik Birliğinin En Az 1 Yıl Sürmüş Olması
Anlaşmalı boşanma davası açılabilmesi için resmi nikah tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar en az 1 tam yılın geçmiş olması şarttır. Kanun koyucu bu şartı, eşlerin fevri kararlarla evlilik birliğini sonlandırmasını engellemek amacıyla getirmiştir. Süre dolmadan açılan davalar, taraflar protokol sunmuş olsa dahi mahkemece usulden reddedilir.
2. Eşlerin Birlikte Başvurması veya Davayı Kabul Etmesi
Tarafların mahkemeye ortak imzalı bir dilekçe ile başvurması veya eşlerden birinin açtığı boşanma davasındaki tüm talepleri diğer eşin duruşmada koşulsuz olarak kabul etmesi gerekmektedir.
3. Hakimin Tarafları Bizzat Dinlemesi
Sürecin en kritik aşamalarından biri budur. Taraflar mahkemede uzman bir avukatla temsil edilseler dahi, duruşma günü ve saatinde mahkeme salonunda bizzat hazır bulunmak zorundadırlar. Hakim, tarafları bizzat dinleyerek boşanma iradelerinin serbestçe, herhangi bir irade fesadı (tehdit, baskı, korkutma) altında kalmadan açıklandığına kanaat getirmelidir.
4. Boşanma Protokolünün Hakim Tarafından Onaylanması
Taraflar, boşanmanın mali sonuçları (nafaka, tazminat) ve müşterek çocukların durumu (velayet) hususlarında yazılı bir mutabakat sağlamalıdır. Hakim, kamu düzenini ve özellikle çocukların üstün yararını gözeterek bu protokolü incelemekle mükelleftir. Gerekli görürse protokolde değişiklik önerebilir; bu değişiklikler taraflarca kabul edilirse boşanmaya hükmolunur.

Alanya Anlaşmalı Boşanma Şartları Nelerdir?
Alanya Aile Mahkemesi boşanma süreci, usul hukuku kurallarına sıkı sıkıya bağlıdır. Sürecin ilk adımı, hukuki geçerliliği olan ve taraf iradelerini eksiksiz yansıtan bir dilekçe ve protokolün hazırlanmasıdır.
Süreç şu adımlarla ilerler:
- Evrakların Hazırlanması: İki nüsha halinde hazırlanan dava dilekçesi ve her sayfası taraflarca ıslak imzalı protokol hazırlanır.
- Tevzi ve Harç İşlemleri: Evraklar ile birlikte adliyeye gidilir. Alanya Adliyesi boşanma davası işlemleri kapsamında, tevzi bürosuna başvurularak gerekli yargılama harçları ve gider avansı vezneye yatırılır.
- Duruşma Gününün Belirlenmesi: Dava açıldıktan sonra Aile Mahkemesi tarafından bir Tensip Zaptı (hazırlık tutanağı) düzenlenir ve taraflara duruşma günü tebliğ edilir.
- Karar ve Kesinleşme: Duruşmada boşanma kararı verildikten sonra, mahkemece Gerekçeli Karar yazılır. Bu kararın taraflara tebliğ edilmesinden sonra işleyen 14 günlük istinaf süresinden feragat edilmesiyle karar kesinleşir ve nüfus müdürlüğüne bildirilir.
Detaylı bilgi için Alanya hukuk bürosu departmanımızla iletişime geçerek sürecinizin yasal takibini başlatabilirsiniz.
Boşanma Protokolünde Velayet Maddesi Nasıl Yazılır?
Alanya anlaşmalı boşanma davalarının en hassas noktası müşterek çocukların durumudur. Protokolde velayet maddesi düzenlenirken genel ve muğlak ifadeler kullanılması, hakimin protokolü reddetmesine sebep olan en büyük hatadır.
Dikkat edilmesi gerekenler:
- Velayetin anneye mi yoksa babaya mı bırakılacağı şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirtilmelidir.
- Velayeti kendisine verilmeyen ebeveynin çocukla kuracağı kişisel ilişki tesisi; gün, saat, dini bayramlar, sömestr ve yaz tatilleri bazında son derece detaylı yazılmalıdır.
- Örneğin; “Babası çocuğu dilediği zaman görebilir” şeklindeki bir madde icra edilebilir nitelikte olmadığı için Yargıtay tarafından kabul görmemektedir. Bunun yerine “Her ayın 1. ve 3. hafta sonu Cumartesi sabah 10:00’dan Pazar akşamı 18:00’e kadar” şeklinde kesin zaman dilimleri kullanılmalıdır.
İştirak ve Yoksulluk Nafakası Hesaplama Kriterleri
Boşanmanın mali sonuçlarından olan nafaka talepleri, protokolde yoruma kapalı şekilde yer almalıdır.
- İştirak Nafakası: Velayeti kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmasıdır. Bu nafaka kamu düzenine ilişkin olduğundan, taraflar “iştirak nafakası istemiyorum” dese dahi, hakim çocuğun üstün yararı gereği bu nafakaya hükmedebilir.
- Yoksulluk Nafakası: Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eşe bağlanan nafakadır.
Protokolde nafaka bedelinin hangi banka hesabına (IBAN belirtilerek) yatırılacağı ve her yıl enflasyon karşısında erimemesi için uygulanacak artış oranı (Örn: TÜFE oranında artırılacaktır) mutlaka açıkça düzenlenmelidir.
Boşanmada Mal Paylaşımı ve Protokol Uyuşmazlıkları
Anlaşmalı boşanma protokolü örneği 2026 standartları incelendiğinde, en sık yapılan hayati hataların mal rejiminin tasfiyesinde yaşandığı görülmektedir.
Evlilik birliği içinde edinilen malların (katılma alacağı, değer artış payı) ve ziynet eşyalarının (düğün takıları) kime ait olacağı protokolde kalem kalem yazılmalıdır. Tarafların kendi aralarında internetten buldukları taslaklarla hazırladıkları protokollerde sıkça yer alan “Tarafların birbirlerinden başkaca maddi ve manevi talebi yoktur” şeklindeki matbu ifadeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre mal rejiminden kaynaklı haklardan feragat edildiği anlamına gelmez.
Eğer mal paylaşımı protokolde açıkça, tapu ve ruhsat bilgileri verilerek, “mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı alacaklar” ibaresi geçirilerek yapılmazsa; boşanma kararı kesinleştikten sonra 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde eşlerden biri diğerine yeniden Mal Paylaşımı Davası açabilir. Bu büyük riski bertaraf etmek adına hukuki metinlerin profesyonel bir avukat tarafından yazılması hayatidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Alanya anlaşmalı boşanma davası ne kadar sürer?
Alanya Aile Mahkemelerinde süreç mahkeme yoğunluğuna göre ortalama 1 ila 4 hafta sürer.
Alanya boşanma avukatı ücretleri nasıl belirlenir?
Ücretler davanın kapsamına ve Baro asgari ücret tarifesine göre değişir.
Ücretler davanın kapsamına ve Baro asgari ücret tarifesine göre değişir.
En az 1 yıllık evlilik, ıslak imzalı protokol ve duruşmaya bizzat katılım.
Geçerli bir boşanma protokolü nasıl hazırlanmalıdır?
Uzman avukat eliyle, icra edilebilir ve yoruma kapalı maddelerle yazılmalıdır.
Avukat yardımı olmadan anlaşmalı boşanma yapılabilir mi?
Mümkündür ancak protokol hataları telafisi güç mali hak kayıpları doğurabilir.
Boşanma protokolünde mal paylaşımı yazılmazsa ne olur?
Mal rejimi tasfiyesi protokole eklenmezse sonradan yeni dava riski doğar.
Müşterek çocukların velayeti hangi kriterlere göre verilir?
Çocuğun yaşına, eğitimine ve her zaman üstün yararı ilkesine göre belirlenir.
Boşanma davası e-Devlet üzerinden nasıl takip edilir?
E-Devlet veya UYAP Vatandaş Portalı üzerinden dosya safahatı anlık izlenir.
Velayeti almayan taraf çocukla nasıl kişisel ilişki kurar?
Hakim, velayeti almayan ebeveyn için gün ve saat bazlı, icra edilebilir bir takvim belirler; bu düzenlemede çocuğun üstün yararı esastır.
Boşanma protokolünde nafaka artış oranı nasıl belirlenir?
İleride yeni bir dava açılmaması için nafaka artış oranı ÜFE/TÜFE gibi somut verilere dayalı ve yoruma kapalı şekilde belirtilmelidir.

Boşanma Davasında Avukat Desteğinin Önemi
Evliliğin sona ermesi, hukuki bağların koparılmasının ötesinde, yeni bir hayata sağlam ve güvenli adımlarla başlamanın ilk aşamasıdır. Karşılıklı hakların korunduğu, adil ve yoruma kapalı bir protokol ile ayrılmak, ileride yaşanabilecek uzun ve yorucu çekişmeli davaların önünü keser.
Alanya aile hukuku avukatı olarak, evlilik birliğinin sonlandırılması sürecinde hak kaybına uğramamanız için stratejik hukuki danışmanlık sunuyoruz. Aile hukuku uyuşmazlıklarının yanı sıra, hukuki sürecin farklı boyutlara taşındığı vakalarda bir Alanya ceza avukatı refleksine ihtiyaç duyulan (Kadına karşı tehdit, Hakaret ve şiddet, Ailenin Korunması Kanunu ihlalleri vb.) her durumda tam kapsamlı koruma sağlamaktayız.
Anlaşmalı Boşanma Yargıtay Kararları
Terk Sebebiyle Açılan Davada Anlaşmalı Boşanma Kararı Verilemeyeceği
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi
Esas No: 2015/2594
Karar No: 2015/19100
İlam Tarihi: 22.10.2015
Karar Özeti:
Terk hukuki sebebine (TMK m. 164) dayalı olarak açılan bir boşanma davasında, davalının kabul beyanına dayanılarak usulüne uygun bir ıslah yapılmadan TMK m. 166/3 uyarınca anlaşmalı boşanma kararı verilemez. Yargıtay, davanın temelinin evlilik birliğinin sarsılmasına dayanmadığı durumlarda “yalın kabulün” sonuç doğurmayacağını belirterek, mahkemenin terk şartları üzerinden delilleri toplayıp karar vermesi gerektiği gerekçesiyle hükmü bozmuştur.
Karar Metni:
Terk hukuki sebebine (TMK m. 164) dayalı olarak açılan bir boşanma davasında, davalının kabul beyanına dayanılarak usulüne uygun bir ıslah yapılmadan TMK m. 166/3 uyarınca anlaşmalı boşanma kararı verilemez. Yargıtay, davanın temelinin evlilik birliğinin sarsılmasına dayanmadığı durumlarda “yalın kabulün” sonuç doğurmayacağını belirterek, mahkemenin terk şartları üzerinden delilleri toplayıp karar vermesi gerektiği gerekçesiyle hükmü bozmuştur.
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı erkek terk hukuki sebebine dayanarak boşanma davası açmış, mahkemece ön inceleme duruşmasında davalının davayı kabul beyanına dayanılarak Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi ancak aynı Yasanın 166. maddesine dayanılarak açılmış davalarda gerçekleşebilir (Y.2…. 11.5.1992 tarih 5157-5357 sayılı, 11.1.1995 tarih 13182-152 sayılı kararları). Türk Medeni Kanununun 166. maddesine dayalı açılmış bir dava olmadığı ve usulüne uygun ıslah da bulunmadığı halde, Türk Medeni Kanununun 184/3, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 308 ve 311. maddelerince davalının davayı kabulünün hukuki sonuç doğurmayacağı gözetilmeden boşanmaya karar verilmesi doğru değildir.
Mahkemece taraf delilleri toplanarak Türk Medeni Kanununun 164. maddesi çerçevesinde değerlendirilip sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, bu yön gözetilmeden yazılı şekilde Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre de temyize konu diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.22.10.2015(Prş.)
Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır (TMK. md. 166/3).
Anlaşmalı boşanmaya karar verilmesi için sadece Türk Medeni Kanununun 166. maddesine dayanılarak açılmış bir davanın bulunması gerekmez. Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesiyle bağdaştığı sürece, diğer boşanma sebepleriyle açılmış bir davada da Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesinin diğer tüm koşullarının varlığı halinde, anlaşmalı boşanmaya karar verilebilir. Ayrıca, aksi düşünce usul ekonomisine de aykırıdır (HMK.md.30-(1)).
Bu sebeple, sayın çoğunluğun, sonuç itibariyle hükmün bozulması gerektiği görüşüne katılmakla birlikte, “Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi ancak aynı Yasanın 166. maddesine dayanılarak açılmış davalarda gerçekleşebilir” yönündeki görüşüne katılmıyorum.
Anlaşmalı Boşanmanın Çekişmeliye Dönüşmesi Halinde Tazminat ve Nafaka Talepleri
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi
Esas No: 2012/11337
Karar No: 2012/19728
İlam Tarihi: 12.07.2012
Karar Özeti:
Anlaşmalı boşanma davasında davalının önce davayı kabul edip ardından boşanmak istemediğini beyan etmesiyle dava çekişmeli boşanmaya dönüşür. Bu süreçte davalının başlangıçta nafaka ve tazminat istemediğine dair beyanı sadece anlaşmalı boşanmayı sağlamaya yönelik olup, davanın çekişmeliye dönmesi halinde bu haklardan feragat edildiği anlamına gelmez.
Karar Metni:
MAHKEMESİ : Alanya 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
TARİHİ :08.03.2011, NUMARASI :Esas no:2010/212 Karar no:2011/337
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı, Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi kapsamında dava açmış, davalı ilk celsede açılan davayı kabul ettiğini herhangi bir nafaka ve tazminat talebinin bulunmadığını belirtmiş, ancak hemen akabinde boşanmak istemediğini söylemiştir. Bu durumda Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi koşulları oluşmamış, dava Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayanan boşanma davasına dönüşmüştür. Davalı kadının nafaka ve tazminat istemediğine dair beyanı anlaşmalı boşanmayı sağlamaya yönelik olup, davanın Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi kapsamında çekişmeli boşanma davasına dönüşmesi bu taleplerden feragat anlamına gelmez. O halde mahkemece, taraf delillerinin Türk Medeni Kanunu 166/1. maddesi uyarınca toplanıp, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.12.07.2012
Boşanma Davasında Yalın Kabul Beyanının Hakimi Bağlamayacağı
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi
Esas No: 2012/25559
Karar No: 2013/4688
İlam Tarihi: 25.02.2013
Karar Özeti:
Türk Medeni Kanunu’nun 166/1-2. maddesi uyarınca açılan çekişmeli boşanma davalarında, davalının boşanmayı istediğini beyan etmesi (davayı kabulü), tek başına boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir. Boşanma davalarında tarafların ikrar ve kabul beyanları, TMK m. 166/3’teki anlaşmalı boşanma koşulları oluşmadıkça hakimi bağlamaz. Davacının tam kusurlu olduğu ve davalıya yüklenebilecek bir kusurun kanıtlanamadığı durumda, davalı davayı kabul etse dahi davanın reddi gerekir.
Karar Metni:
MAHKEMESİ :Manavgat 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
TARİHİ :28.07.2011 NUMARASI :Esas no:2011/152 Karar no:2011/468
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı (koca), Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesinde düzenlenen “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” hukuki sebebine dayalı olarak boşanma davası açmış, tarafların gösterdiği deliller toplanmak suretiyle, mahkemece 25.06.2009 gün ve 2008/485 esas, 2009/411 karar sayılı kararla; tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Bu karar, davalı (kadın)’ın temyizi üzerine Dairemizce verilen 14.02.2011 tarihli bozma ilamı ile; “evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, bu sonuca ulaşılmasında kusurun tamamen davacıda (kocada) olduğu, davalıya (kadına) yüklenebilecek bir kusurlu davranışın kanıtlanamadığı, Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesindeki boşanma koşullarının bile gerçekleşmediği” belirtilerek; davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuştur. Mahkemece bu boşanma kararı gerekçesinde, davacının (kocanın), geçim ve bakım yükümlülüğü ile ilgili birlik görevlerini yerine getirmediği, eşine fiziksel şiddet uyguladığı ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar içine girdiği; böylece eşine göre daha ağır kusurlu olduğu belirtilmekle birlikte, kadına atfedilen kusurlu davranışların ne olduğu açıklanmamıştır. Dairemizin yukarıda belirtilen bozma ilamına karşı, karar düzeltme yoluna başvurulmamış, davacı vekilinin direnme kararı talep etmesi üzerine, mahkemece verilen ve direnme olarak adlandırılan 28.07.2011 tarihli ikinci kararla, önceki kararda direnilerek boşanmaya karar verilmiştir. Direnme kararının davalı tarafından hükmün tamamına yönelik olarak temyizi üzerine; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.11.2012 tarihli kararı ile; mahkemenin direnme kararında, Daire bozmasına konu kararında “davalının (kadının) da boşanmayı istemesi” olgusunun “davayı kabul” olarak değerlendirilmesi ve bu nedenle boşanma kararı verilmesine yasal bir engel bulunmadığı” şeklindeki gerekçesinin; mahkemenin ilk kararında bulunmayan ve hiç irdelemediği, yine Özel Daire tarafından da değerlendirilmeyen “yeni bir gerekçe eklenmesi” niteliğinde olduğu; bu niteliğiyle yeni bir hüküm ve usulüne uygun bir direnme kararından söz edilemeyeceği” belirtilerek; bu yeni hükme karşı temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Dairemize gönderilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yukarıda açıklanan gönderme ilamında belirtildiği gibi, mahkemenin 08.07.2011 tarihli ikinci kararı direnme kararı niteliğinde olmayıp, gerekçe tamamen değiştirilmiş olduğundan ve davalının da boşanmayı istemiş olması olgusuna, medeni usul hukuku yönünden “davaya son veren bir taraf işlemi” kimliği verilerek bu hususun “davayı kabul” ‘HUMK.md.92, HMK.md.308) olarak nitelendirilmesi nedeniyle yeni bir hükümdür.
“Davayı kabul” beyanı, boşanma hukukunda, Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesindeki “anlaşmalı boşanma” koşullarıyla birlikte gerçekleşmiş olmadıkça, boşanma kararı verilmesi bakımından bir sonuç doğurmaz ve hakimi bağlamayamaz (TMK.md.184/3). Türk Medeni Kanunun 166/1-2. maddesi uygulaması bakımından; dava “kusura bağlı bir dava” niteliğindedir. Yürürlükteki Türk Medeni Kanunun 166. maddesi, önceki Türk Kanunu Medenisinin 3444 sayılı Kanunla değiştirilen 134. maddesinin aynen tekrarı niteliğindedir. İlk defa 3444 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, boşanmada kusur ilkesinden uzaklaşılmış ise de; tamamen vazgeçilmiş de değildir. Nitekim, bu husus, Türk Medeni Kanunun 166/2. maddesi metninden de anlaşılabilir. Anılan 166/2. maddedeki “davacının kusuru daha ağır ise” ifadesinden de anlaşılabileceği gibi; bu madde gereğince boşanma kararı verebilmek için, diğer koşullar yanında davalının az da olsa kusurunun belirlenmiş olması gerektiği açıktır. Türk hukukunda, Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi bakından; evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede sarsılmasının tamamen davacı tarafın kusuruna dayandığı bir davada; boşanma kararı verilmesine imkan bulunmamaktadır. Aksi kabul, hukukumuzda düzenlenmeyen bir boşanma türünün, yasama organı yerine, yargı organları eliyle kabul edilmesine yol açar ki; böyle bir sonuç hukuk düzeni bakımından kabul edilemez. Diğer yandan; Türk Medeni Kanununun 184/3. maddesindeki, “tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hakimi bağlamaz” şeklindeki hükmü karşısında; boşanma davasında, davanın dayandığı olgulara ilişkin ikrar bile hakimi bağlamayacağı halde; davanın sonuç talebini oluşturan “boşanma talebinin “kabul edilmesinin hakimi bağlayacağını söylemek; mantık kuralıyla da bağdaşmaz. Yukarıda açıklandığı gibi, mahkemenin davayı kabul gerekçesi, Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesine uygun değildir. Diğer yandan; Dairemizin ilk bozma kararında da belirtildiği gibi, davalının az bile olsa kusuru kanıtlanmamış; Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesindeki boşanma koşulları da gerçekleşmemiştir. O halde; davanın reddine karar verilmesi gerekirken; yasaya uygun olmayan gerekçe ile davanın kabul edilip, boşanma kararı verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre, davalının diğer temiyzi tirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.25.02.2013
Anlaşmalı Boşanma Davasının Islah Gerekmeden Çekişmeli Davaya Dönüşmesi
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi
Esas No: 2012/17159
Karar No: 2013/5814
İlam Tarihi: 06.03.2013
Karar Özeti:
Anlaşmalı boşanma talebiyle açılan bir davada, tarafların boşanmanın fer’ileri (nafaka, tazminat vb.) konusunda anlaşamaması durumunda, davanın reddine karar verilmemelidir. Bu gibi hallerde mahkemece, usulüne uygun bir ıslah dilekçesi aranmaksızın davanın çekişmeli boşanma olarak sürdürülmesi, tarafların delillerinin toplanması ve sonucuna göre TMK 166/1-2 maddeleri uyarınca bir karar verilmesi gerekir.
Karar Metni:
MAHKEMESİ : Afyonkarahisar Aile Mahkemesi
TARİHİ :10.05.2012 NUMARASI :Esas no:2011/939 Karar no:2012/423
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacının tedbir nafakasının miktarına yönelik temyiz itirazları yersizdir.
2-Dava, Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanma talebiyle açılmıştır. Mahkemece Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi koşullarının oluşmadığı, taraflar arasında boşanmanın fer’ileri konusunda çekişme olduğu, başlangıçta Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca açılan boşanma davasının sonradan çekişmeli hale gelemeyeceği ve usulüne uygun ıslah dilekçesi bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Bu gibi hallerde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde delilleri toplanıp davanın ıslahına gerek olmadan Türk Medeni Kanununun 166. maddesinin 1 ve 2. fıkralarına göre değerlendirme yapılmalıdır. Bu yön gözetilmeyerek tarafların delilleri sorulmadan ve gösterdikleri takdirde tanıkları dinlenmeden yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 06.03.2013
Anlaşmalı Boşanmada Tarafların Hakim Tarafından Bizzat Dinlenme Zorunluluğu
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi
Esas No: 2014/2059
Karar No: 2014/13246
İlam Tarihi: 12.06.2014
Karar Özeti: Anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi şarttır. Davalının cevap dilekçesinde davayı kabul ettiğini beyan etmesi, hakim huzurunda bizzat sözlü beyan alınmadığı sürece anlaşmalı boşanma için yeterli sayılamaz; bu durumda mahkemece taraflar dinlenmeli, anlaşma sağlanamazsa deliller toplanarak çekişmeli boşanma hükümlerine göre karar verilmelidir.
Karar Metni: MAHKEMESİ :Yerköy Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
TARİHİ :11.09.2013 NUMARASI :Esas no:2013/22 Karar no:2013/595
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı (kadın) tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır (TMK md. 166/3). Davalı, hakim tarafından bizzat dinlenmemiş, iradesini hakim huzurunda açıklamamış, davaya cevap dilekçesinde yer alan “boşanmayı kabul ettiğine” ilişkin açıklaması yeterli görülerek, tarafların Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanma kararı verilmiştir. Cevap dilekçesinde yer alan “davayı kabul” açıklaması, anlaşmalı boşanmaya esas alınamaz. Bu bakımdan Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi şartları oluşmamıştır. Bu husus nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması kanuna aykırıdır. Böyle bir durumda, mahkemece yapılacak iş, taraf asiller geldikleri takdirde bizzat dinlemek, hakimin iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları konusunda taraflarca kabul edilen bir düzenlemenin varlığı ve bu düzenlemenin uygun bulunması halinde tarafların Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince; aksi halde taraflardan delil göstermelerini isteyip, gösterdikleri takdirde delillerin toplanması ve toplanan delillerin Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi çerçevesinde değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Açıklanan hususlar nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 12.06.2014 (Per.)
Anlaşmalı Boşanmada Bir Yıllık Süre Şartı ve Mali Sonuçlarda Uzlaşma Zorunluluğu
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi
Esas No: 2013/16870
Karar No: 2013/30087
İlam Tarihi: 19.12.2013
Karar Özeti:
Anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması ve tarafların boşanmanın mali sonuçları (nafaka, tazminat) ile çocukların durumu hususunda tam bir mutabakata varmaları zorunludur. Dava tarihinde bir yıllık sürenin dolmamış olması ve tarafların mali sonuçlar hakkında beyanda bulunmamış olması durumunda, anlaşmalı boşanma hükümleri uygulanamaz; mahkemenin davayı çekişmeli boşanma hükümleri çerçevesinde inceleyerek karar vermesi gerekir.
Karar Metni:
MAHKEMESİ :Manavgat 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
TARİHİ :09.04.2013, NUMARASI :Esas no:2012/555 Karar no:2013/284
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı koca 11.09.2012 tarihinde Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi uyarınca dava açmış, bildirdiği tanıklar dinlenilmiş, 09.04.2013 tarihli 2. celsede davalı kadının “ben de boşanma davasını kabul ediyorum, boşanmak istiyorum” şeklindeki beyanı neticesinde tarafların Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca boşanmalarına karar verildiği görülmüştür.
Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır.
Eldeki davada tarafların 29.11.2011 tarihinde evlendiği, anlaşmalı boşanma için zorunlu olan 1 yıllık yasal sürenin dava tarihi itibariyle dolmadığı görülmektedir. Bunun yanında davalı taraf her ne kadar 2. celsedeki sözlü beyanında davayı kabul etmiş olduğunu dile getirmiş ise de , boşanmanın feri niteliğindeki nafaka ve tazminatlar hususunda herhangi bir beyanının olmadığı dolayısı ile boşanmanın mali sonuçları konusunda taraflarca kabul edilen bir düzenlemeden söz edilemeyeceği de ortadadır. Hal böyle olunca mahkemece Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddesi uyarınca değerlendirme yapılarak sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.19.12.2013
Boşanma Davasında Davalı Kabulünün Hakimi Bağlamayacağı ve Kusur İlkesi
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi
Esas No: 2013/2239
Karar No: 2013/4687
İlam Tarihi: 25.02.2013
Karar Özeti:
Türk Medeni Kanunu’nun 166/1-2. maddesi uyarınca açılan çekişmeli boşanma davalarında, davalının davayı kabul etmesi TMK m. 166/3’teki anlaşmalı boşanma koşulları oluşmadıkça hakimi bağlamaz. Boşanma davalarında tarafların ikrarı dahi hakimi bağlamadığı gibi, tamamen davacının kusuruna dayanan bir uyuşmazlıkta davalının kusuru ispatlanamadığı sürece, sadece davalının boşanmayı kabul etmesi gerekçesiyle boşanma kararı verilemez.
Karar Metni:
MAHKEMESİ :Manavgat 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
TARİHİ :28.07.2011, NUMARASI :Esas no:2011/152 Karar no:2011/468
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı (koca), Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesinde düzenlenen “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” hukuki sebebine dayalı olarak boşanma davası açmış, tarafların gösterdiği deliller toplanmak suretiyle, mahkemece 25.06.2009 gün ve 2008/485 esas, 2009/411 karar sayılı kararla; tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Bu karar, davalı (kadın)’ın temyizi üzerine Dairemizce verilen 14.02.2011 tarihli bozma ilamı ile; “evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, bu sonuca ulaşılmasında kusurun tamamen davacıda (kocada) olduğu, davalıya (kadına) yüklenebilecek bir kusurlu davranışın kanıtlanamadığı, Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesindeki boşanma koşullarının bile gerçekleşmediği” belirtilerek; davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuştur. Mahkemece bu boşanma karari gerekçesinde, davacının (kocanın), geçim ve bakım yükümlülüğü ile ilgili birlik görevlerini yerine getirmediği, eşine fiziksel şiddet uyguladığı ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar içine girdiği; böylece eşine göre daha ağır kusurlu olduğu belirtilmekle birlikte, kadına atfedilen kusurlu davranışların ne olduğu açıklanmamıştır. Dairemizin yukarıda belirtilen bozma ilamına karşı, karar düzeltme yoluna başvurulmamış, davacı vekilinin direnme kararı talep etmesi üzerine, mahkemece verilen ve direnme olarak adlandırılan 28.07.2011 tarihli ikinci kararla, önceki kararda direnilerek boşanmaya karar verilmiştir. Direnme kararının davalı tarafından hükmün tamamına yönelik olarak temyizi üzerine; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.11.2012 tarihli kararı ile; mahkemenin direnme kararında, Daire bozmasına konu kararında “davalının (kadının) da boşanmayı istemesi” olgusunun “davayı kabul” olarak değerlendirilmesi ve bu nedenle boşanma kararı verilmesine yasal bir engel bulunmadığı” şeklindeki gerekçesinin; mahkemenin ilk kararında bulunmayan ve hiç irdelemediği, yine Özel Daire tarafından da değerlendirilmeyen “yeni bir gerekçe eklenmesi” niteliğinde olduğu; bu niteliğiyle yeni bir hüküm ve usulüne uygun bir direnme kararından söz edilemeyeceği” belirtilerek; bu yeni hükme karşı temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Dairemize gönderilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yukarıda açıklanan gönderme ilamında belirtildiği gibi, mahkemenin 08.07.2011 tarihli ikinci kararı direnme kararı niteliğinde olmayıp, gerekçe tamamen değiştirilmiş olduğundan ve davalının da boşanmayı istemiş olması olgusuna, medeni usul hukuku yönünden “davaya son veren bir taraf işlemi” kimliği verilerek bu hususun “davayı kabul” ‘HUMK.md.92, HMK.md.308) olarak nitelendirilmesi nedeniyle yeni bir hükümdür.
“Davayı kabul” beyanı, boşanma hukukunda, Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesindeki “anlaşmalı boşanma” koşullarıyla birlikte gerçekleşmiş olmadıkça, boşanma kararı verilmesi bakımından bir sonuç doğurmaz ve hakimi bağlamaz (TMK.md.184/3). Türk Medeni Kanunun 166/1-2. maddesi uygulaması bakımından; dava “kusura bağlı bir dava” niteliğindedir. Yürürlükteki Türk Medeni Kanunun 166. maddesi, önceki Türk Kanunu Medenisinin 3444 sayılı Kanunla değiştirilen 134. maddesinin aynen tekrarı niteliğindedir. İlk defa 3444 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, boşanmada kusur ilkesinden uzaklaşılmış ise de; tamamen vazgeçilmiş de değildir. Nitekim, bu husus, Türk Medeni Kanunun 166/2. maddesi metninden de anlaşılabilir. Anılan 166/2. maddedeki “davacının kusuru daha ağır ise” ifadesinden de anlaşılabileceği gibi; bu madde gereğince boşanma kararı verebilmek için, diğer koşullar yanında davalının az da olsa kusurunun belirlenmiş olması gerektiği açıktır. Türk hukukunda, Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi bakından; evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede sarsılmasının tamamen davacı tarafın kusuruna dayandığı bir davada; boşanma kararı verilmesine imkan bulunmamaktadır. Aksi kabul, hukukumuzda düzenlenmeyen bir boşanma türünün, yasama organı yerine, yargı organları eliyle kabul edilmesine yol açar ki; böyle bir sonuç hukuk düzeni bakımından kabul edilemez. Diğer yandan; Türk Medeni Kanununun 184/3. maddesindeki, “tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hakimi bağlamaz” şeklindeki hükmü karşısında; boşanma davasında, davanın dayandığı olgulara ilişkin ikrar bile hakimi bağlamayacağı halde; davanın sonuç talebini oluşturan “boşanma talebinin “kabul edilmesinin hakimi bağlayacağını söylemek; mantık kuralıyla da bağdaşmaz. Yukarıda açıklandığı gibi, mahkemenin davayı kabul gerekçesi, Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesine uygun değildir. Diğer yandan; Dairemizin ilk bozma kararında da belirtildiği gibi, davalının az bile olsa kusuru kanıtlanmamış; Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesindeki boşanma koşulları da gerçekleşmemiştir. O halde; davanın reddine karar verilmesi gerekirken; yasaya uygun olmayan gerekçe ile davanın kabul edilip, boşanma kararı verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre, davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.25.02.2013

